hayatiarpaci.com’a taşındık! :)

Yazılarımı http://www.hayatiarpaci.com adresinden takip edebilirsiniz! 🙂

hayatiarpaci.com’a ulaşmak için görsele tıklayınız.

cropped-cropped-ikgonullusu4.png

Reklamlar

Emrah İş Arıyor!

Emrah Bey, öncelikle sizi tanımak isteriz. Merak ettiğim konular şunlar;

  • Oluşturmuş olduğunuz özgeçmişin hikayesi nedir?
  • İş aramaya karar verdiğinizde ilanınızı duyurmak için neden twitterı seçtiniz?
  • İlanı dağıtırken insanların size karşı tepkileri nasıl oldu?
  • Okan Bayülgen’in programına katıldıkran sonra tepkiler nasıldı?
  • Bu gelişmelerden sonra hayatınızda ne tür gelişmeler oldu?
  • Buradan genç arkadaşlara ne tavsiyelerde bulursunuz?

ResimBen Emrah Kenet. 26 yaşındayım. Evliyim. İstanbul Kadıköy’de yaşıyorum. Çalışmaya 19 yaşında başladım. Muhasebe, İnsan Kaynakları, Bankacılık ve Faktoring Operasyon birimlerinde çalıştım. O dönemde iş hayatımda pek mutlu olduğum söylenemez; sıkılmıştım ve kendimi geliştiremediğimi, hep aynı şeyleri yaptığımı düşünüyordum. Ve işimden istifa ederek operasyonel işler yerine hareketli, insanlarla ilişki kurabileceğim, motivasyonumu yüksek tutabileceğim bir iş aramaya karar verdim. Satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri alanında kendimi denemek istiyordum. Kişisel gelişim ve yaşam koçluğu gibi eğitimler veren bir şirkette işe başladım. Bir yıl kadar orada çalıştım ve benim bile beklemediğim kadar başarılı oldum. O dönemde hep hayalini kurduğum tiyatro eğitimini almaya karar verdim ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinde bir yıla yakın bir eğitim aldım. Bu süre içinde çalıştığım şirkette yaşanan birtakım değişiklikler sebebiyle işimden ayrılmam daha doğru bir karar olacaktı.

Yeniden iş aramaya başladım. Artık yapabileceğim işler kafamda daha iyi şekilleniyordu. Satış ve pazarlamada başarılıydım ve aldığım tiyatro eğitimi hem özgüvenimi yükseltmiş hem de insan ilişkilerinde kendimi geliştirmemi sağlamıştı. Herkesin yaptığı gibi kariyer sitelerinde ilanlara başvurdum. Çeşitli şirketlerle birçok görüşme yaptım. Bu görüşmelerin birçoğu çok olumlu geçti. Çalışmayı istediklerimden genellikle, ‘’sizinle çalışmayı çok isterdik fakat başka bir adaya karar verdik’’ cevabını aldım. Birkaç teklif de kabul edemeyeceğim şartlardaydı.

Tüm bunlar, kendimi kısır bir döngü içinde hissetmeme neden oldu. Evde oturup beklemekten sıkılmıştım. İlanda da yazdığım gibi; bir gün Caddebostan sahilinde yürüyüş yaparken aklıma geldi el ilanıyla iş aramak. Bir iki arkadaşım fikrimi oldukça garipsedi, saçma bir fikir olduğunu söylediler. Kuzenlerim ve eşim fikrimi çok beğendi ve destekledi. Onların da desteğiyle böyle bir ilan hazırladım ve pazar sabahı Caddebostan sahilde dağıttım. Önce biraz çekinerek yaklaşıyordum insanlara, bir şey satmaya çalıştığımı ya da bir ürün tanıttığımı düşünerek almak istemiyorlardı. Oysa ben kendimi tanıtıyordum. Sonra gülümsemeye başladım. Gülümsediğimde herkes ilanımı aldı, okudu ve cebine koydu. Birkaç kişiyle sohbet ettik. Benim için çok güzel bir gündü ve kendimi çok iyi ve güçlü hissettim.

Emrah İş Arıyor!

Ertesi gün bir twitter hesabı açmaya karar verdim. Oradan el ilanıyla iş aradığımı duyurmak istedim. Çünkü twitter çok güncel, her an yenileniyor, ,insanlar artık haberleri bile oradan takip ediyor ve benim ilanımın samimiyetine uygun bir platform. Açıkçası bu kadar ilgi beklemiyordum. Çok güzel tepkiler geldi herkes iyi dileklerde bulundu. Bu sırada ben de ilanımı yeniledim. Daha anlaşılır bir ilan olmasına dikkat ettim ve tabi twitter hesabımı da ekledim. İşe alım uzmanları ve firma sahiplerinden mailler almaya başladım. Benimle tanışmak isteyen şirketlerin bir kısmı klasik özgeçmişimi gönderdikten sonra görüşme yapmak istedi. Bir kısmı ise klasik özgeçmişimi istemeden görüşmek için davet etti. Çok güzel insanlarla tanıştım ve verimli görüşmeler yaptım. Görüşmelerim devam ediyor. Umarım önümüzdeki günlerde istediğim, başarılı olacağım ve çalıştığım kuruma, birlikte çalıştığım insanlara fayda sağlayabileceğim bir işe başlayacağım.

Twitterda duyulduktan sonraki pazar, yine Caddebostan sahilde ilanımı dağıttım. Birçok insan; o sen misin, biz gerçek değil sanıyorduk dedi. Bir beyefendi kolumdan tutup gel şurada bir çay içelim dedi. Oturduk, sohbet ettik. Sahibi olduğu firmada yarın gel başla dedi. Madem iş arıyorsun al sana iş gibi bir şeydi. Verimli olabileceğim bir iş değildi, teklifini kabul edemedim. Bir de böyle bir durum var, ne iş olsa yaparım mantığıyla hazırladığım bir ilan değil bu. İstediğim işi bulmanın farklı yollarını arıyorum aslında.

Yaptığım şeyin, Okan Bayülgen gibi neredeyse herkesin fikirlerine değer verdiği ve hayranlık duyduğu bir adam tarafından beğenilmesi ve programına davet edilmek benim için çok büyük bir olaydı. Oldukça heyecanlıydım. Açıkçası program istediğim gibi geçmedi, kendimi çok iyi ifade edemedim ve seyrettiyseniz fark etmişsinizdir; konuklarla pek iyi anlaşamadık. 🙂 Fakat programla ilgili tepkiler güzeldi. Sanırım insanlar samimiyetime o kadar inandılar ki televizyondaki şaşkınlığımı mazur gördüler.:)

Sahilde el ilanı şeklinde hazırlanmış bir özgeçmişle iş aramak alışılmadık bir şey. Sanırım insanların bu yüzden ilgisini çekti. Ayrıca benim gibi iş arama sürecinde olan birkaç kişiden mesajlar aldım. Tepkileri merak ediyorlardı, gerçekten bu şekilde iş bulunur mu diye soruyorlardı. Ben nasıl iş bulurum diye soranlar da oldu. Sanırım benim kuşağımdaki herkesin cesarete ve kendine inanmaya ihtiyacı var. Biz değerliyiz ve mutlu olacağımız bir iş istemeye hakkımız var. Bu arada açıklamak isterim; mutluluk kısmı televizyonda biraz yanlış anlaşıldı, hayatımın aşkını arar gibi iş aramıyorum elbette 🙂 Dediğim gibi karşılıklı kazanç ve güven ortamı olduğunda çalışanlar da işverenler de mutlu olabilir.

Destekleyen herkese çok teşekkür ederim.

Saygı ve sevgilerimle..

Resim

Firmaları Değerlendirme Sırası Şimdi Sende!

Bir yılın daha sonuna yaklaşırken yıl boyunca firmalar yetenekleri kendi bünyelerine katabilmek için çeşitli proje çalışmalarında bulundular. “İşveren markası” terimini bu sene daha fazla duyar ve kullanır olduk. Firmalar işe alım sürecinden tutun da İK’nın bütün süreçlerini işveren markasını göze alarak bir marka değeri oluşturmaya çalışıyorlar. Başvuru yapan adaylardan farklı ve yaratıcı özgeçmiş beklerlerken firmalarında ilanlarını daha yaratıcı görseller ve metinlerle hazırladıklarına şahit olduk. İşte bu değişimi hızlandırmak isteyen kariyer.net, İnsana Saygı Ödülleri içerisinde yer alan “En İyi Tasarımlı İş İlanı” ve “En Çok Beğenilen Firma” ödüllerini oylamamıza sunuyor.

Oy vermek için tıklayın.

Bir İşe Alımcının Günlüğü

Saat 07.30

Alarmın çalmasıyla birlikte gözünü açtığında pencereden süzülen güneşin insanın içini ısıtan güzelliği yüzünde bir tebessüm oluşturdu. Alarm hala çalıyordu. Erteleme gibi bir huyu olmadığı için yatağından doğrularak yanı başında bulunan telefonuna uzandı, alarmı kapattı. Her gün yaptığı gibi kalkmadan önce yatağın içerisinde gün boyunca yapacaklarını gözünün önüne getirdi ve kendine bir program oluşturdu. Yüzünde tebessüm oluşturmasına neden olan en güzel şey ise o gün ilk defa mülakat yapacaktı. Adayların biri sabah 09.30’da diğeri de 11.00’de gelecekti. Ofise erken gidip bekleme salonunun ve mülakat odasının uygun olup olmadığını kontrol etmesi gerektiğini düşündü. Biraz daha oyalanırsa geç kalacağını fark edince hemen kalkarak işe gitmek üzere hazırlandı.

Saat 08.00

İstanbul’da trafik ayrı bir zorluk; güne başlamadan insanın bütün enerjini alıp götürür. İçinden “Neyse ki metro gibi bir rahatlık var.” dedi. Yolunun uzun olduğunu bildiği için her zaman yanında kitap bulundurur, zamanını en güzel şekilde böyle değerlendireceğini düşünürdü. Elinde Nurdan Akalın Terazi’nin Mülakat Ustalık İster” kitabı vardı. Kitap, mülakat tekniklerinin bütün yöneticiler tarafından bilinmesi gerektiğini ve ben adamı “gözünden tanırım” yaklaşımının çok yanlış bir yöntem olduğunu, yapılan hatalı bir işe alımın bölüme ve şirkete olan büyük zararlarını, etkin bir mülakat yapmak için gerekli olan bütün bilgileri hikâye tadında anlatıyordu. Sanki okumuyor olayları kitabın içerisine girmiş birebir yaşıyordu. Daha bir heyecanlı okumasının sebebi de ilk mülakatını yapacak olmasından gerek…

“Yarım saat ne çabuk geçti, kaptırmışım kendimi kitaba” dedi. Köstebek gibi yeraltında bulunmaktan sıkıldığını ve artık gün yüzüne çıkıp güneşi hissetmek, havayı solumak istiyordu. Merdivenden yukarıya doğru çıktığında her sabah aynı duyguyu yaşıyor. Güneş güzel, insanın içini ısıtıyor ama derin bir nefes almak istediğinde şehrin o boğucu kokusunu daha fazla teneffüs etmeden geri bırakıyor. Ne çabuk sıkıldığını hissetti bu şehirden… Çocukluğunun en güzel günlerini yaşadığı Karadeniz’ine özlem duydu. Metrekare başına düşen dilenci sayısını görünce “köstebek olup hayatın bu acımasızlığını görmesem keşke” diye düşündü.

Saat 09.00

“Günaydın” diyerek ofisteki arkadaşlarını selamladı ve arkadaşlarıyla şakalaşarak metrodan çıkarken hissettiği pişmanlığı dindirebilmek için içindeki olumsuz düşünceleri atmayı denedi. Masasına oturup bilgisayarı açtı. Maillerine bakıp bakmamak arasında git-gel yaşasa da bakmamanın en doğru karar olacağını düşündü. 9.30’da bir adayım gelecek, eğer bir sürü “acil” diye başlayan maillere cevap vermeye kalkışırsam bekleme salonunu ve mülakat odasını kontrol etmeye fırsat bulamayacağını ya da adayı bekletmek durumunda kalacağını düşündü ve adayı bekleteceğini düşünmek bile ürkmesine neden oldu. Hemen danışmayı arayıp adayın gelip gelmediğini sordu. Adayın daha gelmediğini öğrenince bekleme salonunu ve mülakat odasını kontrol ederek “Eveettt, her şey yolunda… İlk mülakatımın kötü geçmesine müsaade edemem.” dedi ve danışmadan adayın geldiği bilgisini aldı. Tam 9.30’da mülakat odasında olacak şekilde adayı getirmesini rica etti. O sırada adayın özgeçmişini tekrardan gözden geçirdi.

ImageSaat 09:30

Adayın yaklaştığını görünce ayağa kalkarak kendine çekidüzen verdi.  “Hoş geldiniz Cihan Bey, ben İşe Alım Uzman Yardımcısı Ahmet.” dedi ve adayı gülümseyerek karşıladı. Adayın tedirginliği fark ediyordu ama en az aday kadar gergindi. Üniversitedeki derslerden ve katıldığı eğitimlerden öğrenmiş olduğu ilk şey adayın heyecanını hafifletmeye yönelik sorular sorması gerekiyordu.  Firmaya gelirken herhangi bir zorlukla karşılaşıp karşılaşmadığını öğrenmek için sorular yöneltti. Aslında bu sorunun ne kadar sıradan olduğunu kendisi de biliyordu. Cihan Bey hala gergindi, üzerindeki heyecanı atamamıştı ki Ahmet Bey ardı arkası kesilmeyen kalıplaşmış soruları yöneltmeye devam ediyordu.  “Kendinizden bahseder misiniz, 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz, güçlü/zayıf yönleriniz nelerdir?” gibi soruları sıralıyor, notlar alıyordu ama mülakatın sonuna geldiğinde Ahmet Bey istediği cevapları alamamıştı. Çünkü bu tür sorular Cihan Bey’i daha çok strese sokarken Ahmet Bey içinse aday hakkında kalıplaşmış sorulara karşılık kalıplaşmış cevaplar almasına neden oluyordu. Süreç hakkında Cihan Bey’i bilgilendirdikten sonra uğurladı. Mülakatın ardından oturdu ve derin bir nefes alarak içinden “nerede yanlış yapıyorum?” diye sorarak kendisiyle muhakeme etmeye başladı. Galiba nerede yanlış yaptığının farkına varmıştı.

ImageSaat 11:00

“Hoş geldiniz Büşra Hanım, ben İşe Alım Uzman Yardımcısı Ahmet.” diyerek yine aynı samimiyetle adayını karşıladı. Bu sefer adayı nasıl sakinleştireceğini planlamıştı. Daha önce aday olarak katıldığı bir mülakatta işe alımcının sohbet havasındaki mülakatı onun için güzel bir deneyim olmuş ve bu şekilde kendini daha iyi ifade ettiğini tecrübe edinmişti.  Büşra Hanım’ın fotoğrafçılıkla uğraştığını hobileri arasında görmüştü. Kendisinin de fotoğrafçılığa karşı bir ilgisi olduğu için adayı rahatlamak üzere buradan giriş yapmanın uygun olacağını düşündü. Makineler, lensler üzerine kısa bir sohbetin ardından adayın rahatladığını görünce mutlu oldu. Bu samimiyeti ve mülakatçıdan aldığı güven ile Büşra Hanım sorulara daha sakin ve açık cevaplar vererek kendini iyi ifade ettiğini fark etti. Mülakatın sonuna geldiğinde Ahmet Bey, adayın hem kişilik özellikleriyle ilgili hem de pozisyonun kriterlerine uygun olup olmadığına yönelik bir sürü veri elde etmişti. Büşra Hanım’a bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceği hakkında bilgilendirdi. Görüşme sonunda Büşra Hanım, Ahmet Bey’e “böyle güzel bir mülakat deneyimi edinmemi sağladığınız için teşekkür ederim.” dedi. Firma ve Ahmet Bey hakkında olumlu izlenimler edinerek mutlu bir şekilde ofisten ayrıldı.

Kahramanımıza katılıyor musunuz? 🙂

Dijital İK Konferansı: Çeşitliliği Yönetmek ve Dahil Etmek

GörselKasım ayı insan kaynakları için en verimli geçen aylardan biriydi. Bu ay, başlangıcı 21. İnsan Yönetimi Kongresi ile yaptık ve ayın sonunda 28 Kasım 2013’te Salt Galata’da gerçekleşen Dijital İK Konferansı ile taçlandırdık. İtiraf etmeliyim ki Salt Galata, konferans için çok iyi bir tercih olmuş. Tarihi estetiği, kütüphanesi ve sergileriyle benim gibi birçok kişiyi büyülediğine inanıyorum. Tek olumsuz yanı fuariye alanın çok küçük olması nedeniyle kahve molalarında epey zorluk çektik. Dijital İK Konferansı’na davetlerinden dolayı Fatoş Karahasan ve Müge Ateş’e böyle güzel bir mekânda verimli bir etkinliğe katılma fırsatı verdikleri için teşekkür ediyorum.

Bu konferansın benim için ayrı bir önemi daha var; blog yazmaları konusunda teşvik ettiğim iki arkadaşımın Seda Küçük ve Duhan Gevren’i orada İK bloggerı olarak bulunmalarından büyük mutluluk duydum. Her ne kadar kendilerini amatör olarak adlandırsalar da amatör bir ruha sahip olmak çok büyük bir şey; öğrenmek için hevesli, daha iyisini yapmak için her türlü eleştiriye açık insanlardır. 🙂 Bu güzel kareyi ölümsüzleştirmek adına Fatoş Karahasan’dan ricada bulunmamız üzerine tüm bloggerlarla tek tek ilgilenerek sonraki konferansta bir oturumu biz İK bloggerlarına ayıracağını söyledi. 2013 yılı “İK bloggerlarının Lale Devri” oldu desem tam yeridir; 21. İnsan Yönetimi Kongresi’nde ilk defa İK Blog Ödüllerinin düzenlenmesi, blogger olmanın bir meslek olarak konumlandırılması (GarnerHR’in blogger ilanı) ve artık konferanslarda bizlere de yer verilecek olması düşüncemin ispatıdır.

Laf lafı açıyor en iyisi ben artık konferansın içeriği ile ilgili bilgilendirme yapmaya başlayayım. 🙂 Dijital İK Konferansı’nın bu seneki teması; çeşitliliği yönetmek ve çeşitliliği şirketlerimize dâhil edebilmekti. Çeşitliliği sadece kadın ve Y kuşağı üzerine yoğunlaştırmaları eksik kalmış çünkü hala şirketlerimizde bazı etnik grupların bu çeşitliliğe dâhil edilmediğini görüyoruz. Birkaç oturumlarda bu konuya değinilmiş olsa da üzerinde uzun süre durmak gerektiğine inanıyorum.

Açılışı Fatoş Karahasan’ın dünyada kadın olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu, parayı ve borsayı erkeklerin yönettiğini ama bu süreçte kadınların da olduğunu ve hep arka planda kaldıklarını, toplumun bizi hep bir fotoğrafın içerisine dâhil etmeye çalıştığını anlatan güzel bir sunumla yaptık.

Fatoş Karahasan’ın açılış konuşmasının ardından Vodafone Yetenek Geliştirme Direktörü Bülent Bayram ile Kurumsal İlişkiler ve İletişim Direktörü Gizem Keçeci Vodafone’da kurumsal çeşitliliğinin nasıl yönetildiği ve bu çeşitliliği şirketlerine nasıl dâhil ettiklerini anlattılar ve çeşitlilik kültürünü tüm iş süreçlerine dâhil ederek bu çalışmalarını ödüllerle taçlandırmışlar. Kadını iş hayatına dâhil eden ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hâsılaları’nda %25’lik bir artışın görüldüğünü ve işe alımlarda kadın-erkek eşitliliğine önem verdiklerini bilgisini verdiler. Kadınlara yönelik düzenlemiş oldukları girişimcilik faaliyetlerinden ve sağladıkları uygulamalar hakkında bilgilendirmeler yaparak bu tür faaliyetlerini Türkiye Vodafone Vakfı altında ve KAGİDER gibi çeşitli dernek ve sivil toplum örgütleri ile el ele çalıştıklarını belirttiler. Engelli arkadaşlarımıza yönelik düzenlemiş oldukları Düşler Akademisi Projesi var ki tadından yenmez. Kendi elleriyle yaptıkları kurabiyelerden bizlere de ikram ettiler. 🙂

Bilim İlaç Genel Müdürü Erhan Baş’ın sunumu beni etkileyen en güzel sunumlardan biriydi. Bir genel müdürün yaptıkları İK uygulamalarını benimseyerek anlatması benim gözümde Erhan Baş’a büyük bir hayranlık uyandırdı. Bilim İlaç’ta açık kapı uygulamaları ile hem çalışanlarına hem de diğer firmalarla fikir alışverişinde bulunduklarını belirttiler.

TEB İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Nilsen Altıntaş; dijitalleşme ile birlikte neleri kaybettiğimizi düşünmemize yardımcı oldu. Dijitalleşme ile birlikte eğitimlerin tekrar dizayn edilmesi gerektiğini ve Y kuşağının konsantrasyon süresinin kısaldığını belirtti. 140 karakterlik ve 5 dakikalık e-öğrenme uygulamaları ile artık eğitimin kısa ve net bir şekilde verilmesi gerektiği üzerinde durdu.

PepsiCo Saha Satış İK Müdürü İrem Önal, tersine mentorluktan bahsederek yöneticilerin çalışanlarının isteklerini ve beklentilerini dinleyerek şirketlerinin daha başarılı bir konuma geleceğini vurguladı.

Anlatılacak daha çok şey var ama paylaşmaya değer bulduğum bilgileri kısa kısa anlatmayı tercih ettim. Dijital İK Konferansı’nda bir avuç blogger olmamıza rağmen sesimiz gür çıktı ve #dijitalhr ile Dijital İK Konferansı’nın TT listesinde 11. Sırada yer almasını sağladık. 🙂

Konferans ile ilgili tweetlerime ulaşmak için tıklayın.

Konferans ile ilgili fotoğraflara ulaşmak için tıklayın.

Görsel

 

21. İnsan Yönetimi Kongresi’nden Geriye Kalanlar

GörselPERYÖN tarafından düzenlenen 21.İnsan Yönetimi Kongresi 5-6 Kasım tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşti. İlk defa geçen sene katılma fırsatı bulduğum kongrede bu sene de aynı heyecanı yaşadım. Öncelikle davetlerinden dolayı Özlem Helvacı Kılıç ve Yiğit Oğuz Duman’a teşekkür ederim.

İstanbul trafiğinde sıkılmış bir şekilde yolculuk ederken kongre salonunu, fuar alanını ve kuytu bir köşeye sıkıştırılmış blogger masalarını geçen seneki izlenimlerinden istifade ederek gözümün önünde canlandırmaya başladım. Hızlı bir şekilde kaydımızı yaptırıp yaka kartımla içeriye girecektim ve şahane bir kalabalıkla karşı karşıya kalacaktım.  Beklediğimin üzerinde bir görüntü ile karşı karşıya kaldım. Kendinizi özel hissettiren kırmızı halılar ve mükemmel bir ışıklandırmayla salona giriş yaptık. Dikkatimi ilk geçen husus bloggerlar için ayrılmış masalar bu sefer sahneyi rahatlıkla takip edebileceğimiz şekilde ayrılmıştı. O an PERYÖN’ü tekrar tebrik etmek geldi içimden; doldurduğumuz öneri formlarının ve sunduğumuz fikirlerin dikkate alındığını hissettim.

Görsel

Bu sene blogger masalarının daha özel bir anlamı vardı. PERYÖN tarafından ilki düzenlenen İK Blog Ödülleri’i için bloggerlarını ağırlayacaktı. Neredeyse tüm İK Bloggerları oradaydı diyebilirim. Sosyal medya aracılığıyla iletişimde olduğumuz ama çeşitli nedenlerle bir araya gelemediğimizden bu kongre bizim için birleştirici alan oldu. Bahar Beyaznar, Canel Gürgen, Türker Okay, Ali Cevat Ünsal, Saygı Günenç gibi değerli arkadaşlarımla burada tanışma ve sohbet etme imkânı buldum. Kongrenin ikinci gününün sabahında İK blog Ödülleri için hepimizde tatlı bir heyecan vardı. Buradan İK Blog Ödülleri’nde dereceye giren Aydan Çağ, Saygı Günenç ve Müge Arslan’ı tebrik ediyorum. Yarışıyor gibi görünsekte kongre boyunca biz “bir”dik. 🙂 Herkes gibi bende kafamda ilk üçü belirlemiştim; birçok genci blog yazma konusunda cesaretlendiren, bizlere örnek olan değerli İpek Aral Kişioğlu, Cengiz Çatalkaya ve Fatmanur Erdoğan şeklindeydi.

Görsel

blog

Kongre, Fatih Türkmenoğlu’nun sunumuyla başladı ve açılışı yapmak üzere Yiğit Oğuz Duman sahneye davet edildi. Bu senede güzel bir organizasyonu başarılı bir şekilde yapmanın mutluluğu vardı ses tonunda… Kadının iş hayatına katılımı ve iş hayatında kadın-erkek eşitliliğinin kongrenin temasını oluşturacağı hakkında bilgilendirme yaparak ardından bomba gibi bir haberle salonu sevince boğdu. 2016 yılında Türkiye, PERYÖN aracılığıyla Dünya İnsan Yönetimi Kongresi’ne ev sahipliği yapacağını açıkladı. Şimdiden 2016’yı iple çekiyorum. 🙂 Yiğit Oğuz Duman konuşmasının ardından sözü Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Aşkın Asan’a bıraktı. Bakanlık olarak kadın-erkek eşitliği bilincini oluşturabilmek için yaptıkları projeler ve yatırımlardan bahsetti.

Benim için zorlu süreç bundan sonra başlıyordu. Kongre öncesi bir program oluşturmama rağmen programımda değişiklikler yaparak farklı oturumlara katılmaya karar verdim. İnsan Kaynakları, organizasyon içerisinde önemli bir konuma gelebilmesi için İK ölçümlemelerine daha fazla yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum. Bende kendimi bu doğrultuda geliştirecek kitaplar okumaya ve oturumlara katılmaya özen gösteriyorum.  Bilin Yazılım Genel Müdürü Zafer İnkaya moderatörlüğünde Bosch Türkiye İK Direktörü Lami Yağcılarlıoğlu ve DeFacto İK Direktörü Oğuz Erdoğan’ın firmalarında İK ölçümlemeleri için geliştiktirdikleri programlar hakkında bilgiler edindik. Geçen sene bu konu başlığını İK’nın üstadlarından Murat Demiroğlu yönetiyordu. Kendisini rahmetle anıyorum.

Programın 2. gününde ise İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy’un tecrübesizliğini nasıl başarıya, fırsata dönüştürdüğünü dinleme fırsatı bulduk. Beni en çok etkileyen tarafı “tüm çalışanını kucaklıyor olması ve başarısızlıklarını anlatmaktan rahatsız olmaması”ydı. Moderatörlüğünü Emin Çapa’nın yaptığı konuk olarak Fatmanur Erdoğan ve Av. Naciye Uçar’ın katıldığı kızlı erkekli bir sosyal medya oturumuna katıldım. Burada sosyal medyayı kullanan firmaların açık bir strateji izlemesi gerektiği, bu şekilde paydaşlarla daha kolay iletişim halinde olunabileceği ve “sosyal medya jandarması” şirketler üzerine çok güzel fikirler ortaya atıldı. Oturum en güzel yanı ise Fatmanur Erdoğan bir taraftan sunumunu yaparken bir taraftan da onunla tweetleşebiliyor olmaktı. 🙂

Kongreyi Mehmet Auf’un eğlenceli ve bilgilendirici sunumuyla sonlandırdık. Bizlere dolu dolu iki gün geçirmemizi sağlayan tüm PERYÖN ekibine teşekkür ediyorum. Eminim ki her sene yeni şeylerle bizleri yine şaşırtacaksınız. 🙂

Görsel

Bu arada ufak bir hatırlatma; 22. İnsan Yönetimi Kongresi 03-05 Kasım 2014’de. Ajandanıza not almayı unutmayın 😉

Heyy, 21. İnsan Yönetimi Kongresi’nden “Bişi” Anlatacağım!

Merhaba,

Bu yazımda PERYÖN 21. Ulusal İnsan Yönetimi Kongresi’nden sizlere “bişi”ler anlatacağım. Kafanızdaki şeyleri okuyor gibiyim ama bu sefer konu ne işe alım ne performans değerlendirme ne de insan kaynakları…

Yoğun bir gün geçirmiş ve akşama doğru bir boşluk bulduğunuzda düşünmeye başlar ve bugün yorgunluğumu nasıl “bişi” yaparak atabilirimin planlarını çoğumuz yaparız. Onlarda boş durmamış, 15 beyaz yakalı nasıl “bişi” yapsakta bilgi ve deneyimlerimizi faydalı hale getirsek diye düşünmüş. “Beyaz Yakalılar Bişi” yapsa diye bir grup kurarak başlamışlar bu yola… Sokak sokak gezerek unutulmaya yüz tutmuş esnafı tanıtan, tanıttıkça orada kalmasını hedefleyen “sana nasıl “bişi” yapsak faydalı oluruz” diyerek dükkân dükkân gezen “Esnaf Dostu” beyaz yakalılardan bahsediyorum. Yaptıkları sadece bunlarla sınırlı değil, hiç yorulmak bilmiyor bu beyaz yakalılar 🙂 Sokak sokak, mahalle mahalle gezerek alışveriş merkezlerinin, kurumların engelli kardeşlerimizin için ulaşılabilir ve elverişli olup olmadığını belirliyorlar ve engelli kardeşlerimiz evlerinden çıkıp daha rahat dolaşabilsinler diye ‘İstanbul Hepimizin’ şehir rehberini oluşturuyorlar.

Sende faydalı “bişi”ler yapmak istiyorsan www.beyazyakalilarbisiyapsa.com/ linkinden “Beyaz Yakalılar Bişi” yapıyor topluluğunu yakından takip edebilirsin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

%d blogcu bunu beğendi: